22 Ekim 2018 - Pazartesi
Anasayfa / Afrika / IŞID’in Değişen Yüzleri

IŞID’in Değişen Yüzleri

 

IŞID’in Değişen Yüzleri

İslam ÖZKAN – UGSAM Araştırmacısı

IŞID ortaya çıktığı günkü örgüt müdür? Hedefleri bakımından, kullandığı araçlar bakımından IŞID’da ne gibi değişimler yaşanmıştır. İlk ortaya çıktığı ve ses getiren eylemlere imza attığı günlerden bugüne farklı grup ve ülkelerle ilişkilerinde nasıl bir dönüşüm yaşandı? Bütün bunlara cevap vermek için IŞID’ın son iki yılına göz atmak gerekiyor.

IŞID şu an yok olmaya yüz tutmuş bir örgüt. Bunu söylemek için erken denebilir. Ancak bir taraftan Musul’da Irak ordusunun başlattığı operasyon, diğer taraftansa Rakka’da başlayacak olan kuşatma harekatı eninde sonunda IŞİD’ın büyük şehirlere hakimiyetini sona erdirecek. Geriye Suriye’de Deyruzzor ili kalıyor ki Musul ve Rakka kurtarıldıktan sonra  Deyruz Zor’un özgürleştirilmesi çok daha kolay olacaktır. IŞİD’in bu şartlar altında daha fazla yaşama şansı yok. Şimdiden üzerinde durulan şey  IŞİD sonrası süreçte neler olacağı.

Musul’a yönelik operasyonla ilgili olarak ABD’nin hava desteği, özellikle operasyonun başlarında var deniyordu ama hiç bir zaman bu destek belirleyici nitelikte olmadı. Musul gibi yoğun bir sivil kesafetine sahip Irak’ın ikinci büyük kentinde en büyük zararı sivillere verecek, suçluyla suçsuzu, masumla mücrimi ayrıt edemeyen hava saldırısı ağırlıklı bir operasyon düşünülemezdi. Sivillere dönük ihlallerle ilgili suçlamaların Haşdi Şabi üzerinde ağır baskı oluşturduğu bir süreçte bu seçeneğin tercih edilmesi, Irak yönetimini de ordusunu da zan altında bırakacak bir tutum olurdu. Sivillere zarar gelmemesi için gösterilen bütün ihtimama rağmen hala Haşdüş Şabi üzerindeki suçlamalar devam etmekte. Geçmişte IŞID’la mücadele sırasında meydana gelen ihlallerine dair bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları bulunmasına karşın bu suçlamalar, Irak hükümeti tarafından kabul görmedi. Ancak yine de tarafsız insan hakları kuruluşları tarafından ortaya atılan suçlamaların varlığı, en azından bu iddialardan bir kısmının doğru olduğunu gösteriyor. Ancak burada önemli olan ihlallerin sistematik olup olmadığı ve hiyerarşik bir talimattan kaynaklanıp kaynaklanmadığı. Şayet Haşdi Şabi’yi eleştirenler bu iki noktada kanıt ortaya koyabilirlerse iddialarına haklılık kazandırmış olurlar. İhlaller bireysel bazda gerçekleşen ve bir kaç militanın ya da örgüt içerisindeki küçük bir grubun belirli bölgelerde yapmış olduğu bir takım eylemlerle sınırlıysa, o zaman suçlamaların bir ihlali ortaya çıkarmak ya da haksızlığı gidermekten çok IŞID’A karşı verilen mücadeleyi baltalamak olduğu sonucuna varılabilir. Zira bu mücadelenin büyük ölçüde ABD insiyatifinde gerçekleşmesi isteniyor. Nasıl ki Türkiye’nin ABD güçlerine muhtaç olmadan el Bab’ı IŞID’ın elinden kurtarması bir şekilde ABD’yi rahatsız ettiyse Musul’da da Iraklı yerel güçlerin uluslararası koalisyondan bağımsız hareket etmeleri, ya da koalisyonun katkısını sembolik noktaya indirgeyen istiklaliyeti, yine aynı güçleri rahatsız etmektedir.

Öte yandan IŞID’ın taktiklerini değiştirdiğini, hayatta kalma mücadelesine uygun bir strateji gütmeye başladığını görüyoruz. IŞID şu anda yeni bir kent, kasaba ya da yerleşim yeri ele geçirme siyasetinden vazgeçmiş durumda. Savunma stratejisinin önemli bileşenlerinden biri olması hasebiyle buna mecburen başvuruyor.

Bir diğer değişim ise IŞID’ın müttefik olarak gördüğü çevre ülkelerle ilişkisi düzeyinde görülüyor. IŞID’in zaten Musul’un şaibeli bir şekilde ele geçirildiği ve bu noktada Irak’a komşu ülkelerin ciddi  katkılarının olduğu yönünde bir takım iddialar ortaya atılmıştı. Bunların somut hukuki delillerle kanıtlanması zor. Adı sanı bilinmeyen ve 2000’li yılların başlarında çöküş süreci sırasında küllerinden doğan bir örgütün, Musul gibi onbinlerce askerin bulunduğu bir kenti ele geçirmesi ve bunu kendi imkanlarıyla başarmış olması, inandırıcılık düzeyi oldukça düşük bir iddia. Bu nedenle IŞID’in Musul’u işgaline dair ortaya atılan ve komplo teorilerini andıran iddiaların çok da gerçekçi olmadığını söyleyemiyoruz. Bu iddiaların çoğu Musul’un, içlerinde IŞID’ında bulunduğu 12 Iraklı örgüt tarafından ele geçirilişinin uluslararası ve yerel işbirliği boyutuna dikkat çekiyor. Musul’un bu örgütler tarafından silahlı baskınla bir gecede ele geçirilişinde bölge ülkelerinin hiç bir etkisi olmadığı yönündeki tezleri geçici olarak kabul etsek bile, en azından bu işgalin ardından yapılan resmi açıklamalar, IŞID önderliğindeki örgütlerin Musul eylemini meşrulaştırdığını gösteriyor. Özellikle Davutoğlu’nun akademik bir ortamda söylense bir teori ya da açıklama biçimi olarak görülebilecek ya da en azından meseleyi izah eden nedenler hiyerarşisi içerisinde üçüncü ya da dördüncü derecede açıklayıcı olabilecek bir causelite’yi birinci sıraya yerleştirme gayreti olarak nitelenebilecek resmi açıklamaları, hep bu minvalde değerlendirilmiş, Türkiye’nin IŞID’la dolaylı ya da doğrudan ilişkisinin olduğunu iddia edenler tarafından sürekli olarak bir argüman olarak kullanılmıştır. Asıl konumuz olmaması hasebiyle siyasi liderlerin bu ve benzeri hassas konularda ne kadar dikkatli açıklamalar yapmaları gerektiği meselesi bir kenara, IŞID’ın ilk ortaya çıktığı günlerde Irak’a komşu ülkeler başta olmak üzere özellikle meseleyi Şii-Sünni çelişmesi meselesi üzerinden değerlendirmeyi siyasi maslahatları açısından uygun gören bazı bölgesel ve küresel güçler tarafından en azından sempatik karşılandığını söylemek mümkündür. Bu suçlamalara maruz kalan bölgesel güçler arasında Kuzey Irak bölgesel yönetimi başı çekiyor. IŞID işgallerinden en fazla zarar görenlerden biri olan Barzani yönetiminin bu suçlamalara maruz kalması aslında meselenin ne kadar kompleks olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Peki o zaman IŞID’a doğrudan olmasa bile en azından lojistik ve diplomatik açıklamalar düzeyinde destek veren ülkelerin bu tutumu neden değişti? IŞID’ın eylemleri giderek vahşileştikçe, aslında bu örgütün eylemlerinin hedefinin sadece Irak ordusuna hatta Şiilere yönelik olmadığı kendisi dışındaki bütün örgüt, grup, parti ve toplumsal kesimleri kapsadığı ortaya çıktı. Sivillere yönelik katliamların boyutları ortaya çıktıkça IŞID’in savunulabilir hiç bir yanının bulunmadığı kanıtlandı.

IŞID aslında el Kaide gibi salt ABD ya da Irak askerlerini hedef almadı aynı zamanda Ezidilere, Kürtlere, Hıristiyanlara, ılımlı Sünni kesimlere de saldırılarını sürdürdü. Suriye’de sadece YPG ve Seküler Kürtlerle çatışmakla kalmadı, Nusra Cephesi ve ÖSO dahil bütün radikal ya da ılımlı gruplarla çatıştı.

Aslında IŞİD’in meydana getirdiği kaosun yerel dengeleri büyük ölçüde değiştirmesi, o zamana kadar üzerinde mutabakata varılmış bütün anlaşmaların meşruiyetini ve geçerliliğini yitirmesine yol açtı. Bu da bölgenin 2. Sykes Picoult olarak bilinen yeniden şekillendirilmesi, merkezi otoritelerin zayıflatılması sonucunu doğurdu. Bütün bu gelişmelerin daha sonraki bir süreçte (biz buna Post-IŞİD süreci ya da IŞİD sonrası süreç diyoruz) silahlı grupların merkezi devletlerin otoritesinden bağımsız yeni bölgeler oluşturmasının önünü açtı. Bölgesel güçlerin kırpılarak yeni devletçiklerin ortaya çıkarılması, şu ana kadar azınlık haklarının korunması kamuflajı altında defalarca bu yönde irade beyan etmiş olan küresel güçlerin ekmeğine yağ sürmüş oldu.

Bütün bunlar aslında IŞID’in özelde Irak ve Suriye’nin genelde ise Arap İslam coğrafyasının yeniden yapılandırılması ve şekillendirilmesinde önemli bir katalizör güç olarak görmenin mümkün olduğunu bizlere gösteriyor. IŞID’in bölgesel krizlerin yaşandığı Irak, Suriye, Sina Yarımadası, Libya vs. gibi her noktada güçlü bir şekilde ortaya çıkması oldukça anlamlıdır. Bunun komplo teorisinin çok ötesinde analiz edilebilecek ve ciddi dayanakları bulunun oldukça ciddi teori olduğunu söylemek gerekiyor.

Özellikle  IŞID’in işgal ettiği ve ardından çekilmek zorunda kaldığı coğrafyalara bakıldığında buraların yeniden şekillendirme siyasetlerinin bir aracı haline geldiğini görmekteyiz. Gerek Irak gerekse Suriye olsun, ABD’nin güttüğü stratejide IŞID’ın varlığı öncelikle yabancı işgallere kapı aralayan, ardından bölge siyasetine müdahalesini mümkün hale getiren  ve nihayet bölge ülkelerine baskı yapmasını sağlayan bir siyasetler ve stratejiler zincirini mümkün hale getirmekte. Suriye, IŞID’ın varlığının ne işe yaradığını görmek açısından oldukça iyi bir örnek. IŞID’ın varlığı, kentlerin IŞID hakimiyetinden kurtarılması, ABD’yi destekleyen istediği siyasetlerin önünü açarken destek vermekte gecikenleri nasıl cezalandırdığını görmek açısından oldukça ibretamizdir. Dolayısıyla IŞID, gelinen nokta itibarıyla jeopolitik bir enstruman haline dönüşmüş durumda. İşi bittiğinde de tarihin çöplüğündeki yerini alacak.

 

Dosyaya Ulaşmak İçin

DN 7 – IŞID’in Değişen Yüzleri

hakkında Ugsam

Ayrıca kontrol et

Röportaj: Bayram Numan KÖKSAL

RÖPORTAJ CANSUYU YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA DERNEĞİ DIŞ İLİŞKİLER KOORDİNATÖRÜ BAYRAM NUMAN KÖKSAL   Arakanda yaşanan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir