15 Ekim 2019 - Salı
Anasayfa / Analizler / Siyasi ve Coğrafi Olarak Kritik Bir Saha | Akdeniz

Siyasi ve Coğrafi Olarak Kritik Bir Saha | Akdeniz

 

Siyasi ve Coğrafi Olarak Kritik Bir Saha: AKDENİZ

Mehmet Siraceddin BATTAL – UGSAM Araştırmacısı

Akdeniz, kimi devletler açısından bir hammadde yuvası, kimi devletler açısından sıcak denizler olarak nitelendirilen fakat tarih sahnesinde çoğunlukla hegemonya mücadelelerine sahne olan, dünya üzerinde kritik öneme sahip bölgelerden bir tanesidir. Tarihten bir örnek vermek gerekirseİkinci Dünya Savaşı sırasında saldırgan İtalya’nın tutumunda söylem olarak kullandığı ‘MareNostrum’ yani ‘Bizim Deniz’ tabiri bir güç mücadelesinin tetikleyici unsuru olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Bölge üzerinde Osmanlı’nın elinin zayıflamasının ardından çoğunlukla Avrupa devletlerinin güç mücadelesine şahit olmakla birlikte, 1970’lerden sonra bu mücadele dış politika açısından Batı endeksli bir işbirliği yollarına gidilmesine neden olmuştur. 1990’lar sonrası Avrupa Birliği açısından Akdeniz bölgesindeki ülkelerin birinci derecede stratejik öneme sahip olduğu belirtilmesine rağmen, pratikte Sovyet etkisinden kurtulmuş Doğu Avrupa devletleri üzerine yoğun mesailerin harcandığı görülmüştür. Yine de AB, bölge ülkeleriyle başta ekonomik ve finansal olmak üzere, politik ve kültürel açıdan işbirliğini önceleme yoluna gitmiştir. Çünkü bölge üzerinden Avrupa ülkelerine kaynak aktarımının sağlanması, yalnız ticari değil aynı zamanda ekonomik ve finansal işbirliği yoluna gidilmesi yönünde izlenim oluşturmuştur. Bir diğer konu ise bölgenin kuzey ülkeleri ve güney ülkeleri arasındaki gelişmişlik, az gelişmişlik dengesizliği sorun teşkil eden bir başka konu olmuştur. Bu ilişkilerin temeli, esasında 1960’lara dayanmaktadır. Bu süreçte ‘Petrol Krizi’ ve sonrasında İsrail- Arap devletleri arasında güç dengesinin sağlanması adına Batı devletlerinin birtakım girişimlerde bulunmasına sebebiyet vermiştir. Fakat 1970 sonrasında bölge üzerinde güç mücadelesine girişen bir başka unsur olan ABD karşısında,  ‘Global Akdeniz Politikası’ adı altında AB’nin çok taraflı bir Akdeniz politikası benimsemesine neden olmuştur. Bu politikada bölge ülkelerine üzerine temel hedefler:Sanayi mallarının serbest ticareti, bazı tarım ürünlerinde gümrük vergisi indirimi, teknik ve sanayi alanlarında işbirliğinin sağlanmasına yönelik olmuştur. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından ise AB’nin güneye yönelik derinleşme sürecinin başlangıcı sinyallerini vermiştir. Bu bağlamda 1992-1996 yılları arasında AB ve birliğin kendisine en yakın ülkelerini hedef alarak “Yenilenmiş Akdeniz Politikaları” olarak nitelendirdiği finansal işbirliği, ticaret, insan hakları ve çevre korunmasına yönelik bir dizi temel prensip belirleme yoluna gitmiştir.

AB-Akdeniz bölgesi ilişkilerinde kilit rol oynayan, ‘Avrupa Akdeniz Ortaklığı (AAO)’ Avrupa Konseyi’nin 1992 yılında Lizbon’da, 1994 yılında Korfu’da gündeme gelmiştir ve 1995 yılındaki Cannes toplantısında hazırlanan önergeyle son halini almıştır. Aynı yılda, Barcelona Bildirgesi’yle AB’nin 15 üye devleti ve 12 bölge ülkesinin dışişleri bakanlığı düzeyinde katılımlarıyla resmî nitelik kazanmış,iktisadi ve mali işbirliği,refah, barış, güvenliğe yönelik hususlar amaçlanmıştır. Bu ortaklık çerçevesinde AB’nin Akdeniz bölgesi üzerine mali yardımları OECD kapsamında ve gelişmişlik düzeyiyle ilişkili olarak en az pay İsrail’e, en fazla pay ise Tunus’a yönelik olmuştur.  Bu projelerin yanı sıra bölge ülkeleriyle daha uyumlu çalışabilme adına Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP)  ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) resmiyet kazanmıştır. Ayrıca bir diğer proje olan MediterraneanEconomicDevelopmentArea (MEDA) kapsamında Akdeniz ülkeleriyle ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amacıyla önemli miktarda para kaynağı aktarılmıştır (1995-1999: MEDA I, 2000-2006 MEDA II). Bu denli yoğun, bir dizi ortak politik ve siyasal işbirliğine rağmen, Avrupa Birliği’nin Akdeniz politikaları üzerinde başarısız olmasının temel sebebi karar alma mekanizmalarındaki farklılıktan kaynaklanmaktaydı. Bu mekanizma AB’de Avrupa Komisyonu tarafından düzenlenip denetleniyorkenODGP’de ise 6 ay gibi geçici ve kısa süreli başkanlık sistemleri aracılığıyla yürütülmeye çalışılmaktaydı. Dolayısıyla kararların uygulanması yönünde Avrupa Birliği’nin bölge devletlerine karşı ayrımcı bir tutum yoluna gitmesi süreci sekteye uğratmıştır. Bir diğer yandan, AB’nin ulus-üstü yapısı ve ikili karar alma mekanizması (Avrupa Konseyi-Bakanlar Konseyi) dış ilişkilerde ulus devlet gibi davranmasının mümkün olmaması, bölge devletleriyle barışın sağlanması kapsamında politik bir mutabakat sorunu yaşanmasına sebep olmuştur. Avrupa Akdeniz Ortaklığı (AAO) politikasının olumsuz etkilenmiş olmasındaki etkenlerden en önemlisi Soğuk Savaş sonrası NATO ve AB’nin Doğu Avrupa üzerine odaklanmasıdır. Günümüzde ise Avrupa Birliği, Birleşik Krallığın Brexit süreci gibi önemli gündemlerin yoğunluğunu yaşamaktadır. Bu yüzden, Avrupa Birliği açısından Akdeniz,  ikincil-üçüncül konumunu sürdürmektedir.

 

Yazının Tamamına Ulaşmak için:

DN 27 – Siyasi ve Coğrafi Olarak Kritik Bir Saha; AKDENİZ

hakkında Ugsam

Ayrıca kontrol et

Sarı Yelekliler İsyanı | Fransa

17 Kasım’da Fransa’da başlayan eylemler, başta başkent Paris olmak üzere, ülke genelinde 3 bin farklı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

casino metropol casino maxi